1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer
Giriş Kayıt

GİRİŞ YAP

Username
Şifre *
Beni hatırla

YENİ HESAP EKLE

(*) ile işaretli alanlar zorunludur .
Name
Username
Şifre *
Şifre Doğrula *
Email *
Email Doğrulal *
Captcha *

CHP, “Atatürk Markasına” sahip çıkmayı başaramıyor

Özgür, güçlü, gururlu bir ülke olmanın yolu Atatürk’ün ‘projesinin’ sağlam bir relansmanından geçiyor. Bunu iktidarın yapmayacağı kesin. Ne yazık ki, ana muhalefet partisi, Ata’nın partisi de yapmıyor. Dünya tarihinin en büyük mucizelerinden birisi olan Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti, büyük bir aile şirketi gibi gerçek gücünü yitiriyor. Ülkemizin en büyük ve en değerli kişisel markası tartışmasız, Atatürk. Reklamcılık yaptığım yıllarda, bir toplantıda Hakkı Devrim, Atatürk’ün lider değil, bir dahi olduğunu söylemiş, tezini şöyle desteklemişti: “Liderler bir toplumu peşinden sürükleyebilir, ancak yalnızca bir dahi sahip olduğu projeyi yaşama geçirmeyi başarabilir.”


Atatürk’ün projesi modern Türkiye’ydi. Ayrıntılarıyla düşünülmüş, derin bir vizyonun eseri olan bir ‘lansmandı’ T.C.’nin doğuşu. O, tüm sembolleriyle, Ankara’sı, demiryolları, okulları, gençleri, kültür hamlesiyle, müthiş bir ‘kurumsal kimlik dönüşümü’ projesi gerçekleştirdi.


İlkeleriyle, bireye saygısıyla, gençliğe güveniyle bir imparatorluğun harap olan altyapısından yepyeni sağlam bir yapı inşa etmeyi başardı. Sonra malum. Ata’ya saldırma, onun yaptıklarını küçük görme atakları başladı. Ankara, tüm sembolleriyle silindi. Anıtkabir dev binaların arasında ufaldı. Yollar, kavşaklar, gökdelenlerle birlikte yeni dünyada eski değerler de yok olmaya başladı. Bugün, Ata’yı yalnızca orta yaş üstü bir grup yaşatıyor. Cumhuriyet çocukları ve onların torunları geçmişin mirasına sahip çıkıyor. Toplum genelinde Ata’yı sevmek, saymak adeta ayıp sayılıyor, demode görülüyor.


"UZAK BİR KAHRAMAN"
Gençler için Atatürk, kitaplarda yer alan uzak bir kahraman haline geldi. Onun kurduğu parti, sert tavırları, asık suratı, kadınları ve gençleri devre dışı bırakan bir yönetim anlayışıyla içine kapandı. Yıllardır, yalnızca politika yaptı, gerçek sorunları yerinde anlamayı başaramadı.


Gündemi belirlemedi, iktidarın yaptıklarına reaksiyon vermekten öte politikalar geliştiremedi. Sonuçta, kendisiyle birlikte Ankara’nın, Cumhuriyet mirasının ve en önemlisi Ata’nın müthiş projesinin erimesinin karşısında duramadı.


Mustafa Kemal’in naçiz bedeni toprak oldu. Kurduğu cumhuriyetin yeni sembolleri, para ve iktidar çerçevesinde yükseliyor. Okumayan, evrensel kültüre bir katkıda bulunmayan, teknolojiyi üretmekten çok tüketerek yaşayan, cumhuriyetin mirasını özelleştirmelerde tek tek satan bu yeni düzende eldeki avuçtaki bitince ne olacağını kimse bilmiyor. Suç oranı yüksek, eğitimsizlik büyük, sorunlar dağ gibi. CHP fildişi kulesinde, toplumdan uzak, kendi içinde toplantılar yapıp mecliste neler söyleyeceğine odaklanmış durumda.


Özgür, güçlü, gururlu bir ülke olmanın yolu Atatürk’ün ‘projesinin’ sağlam bir relansmanından geçiyor. Bunu iktidarın yapmayacağı kesin. Ne yazık ki, ana muhalefet partisi, Ata’nın partisi de yapmıyor. Dünya tarihinin en büyük mucizelerinden birisi olan Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti, büyük bir aile şirketi gibi gerçek gücünü yitiriyor.

'Erdoğan' markası, 'aşırı güven'den zarar görebilir

Politika her ne kadar ürün, üretim, pazarlama dünyasının çok ötesinde bir yerlerde var oluyormuş gibi görünse de aslında başlı başına bir sektör. Seçim işlemi daha ulvi nedenlerle yapılıyor olsa bile, son tahlilde seçmenler politikacıların ’müşterileri’ durumunda. Bir başka deyişle, politikacı da tıpkı bir ürün gibi ’müşterisine’ bir sorunu en iyi biçimde çözme vaadi sunuyor. Bir otomobil, en güvenli sürüş performansı sözü verirken, bir politikacı da en güvenli ülke, en iyi yaşam koşulları türü vaatlerle oy toplamaya çalışıyor.


Siyaset iletişimine bakıldığında, pazarlamanın diğer sektörler için geçerli olan tüm kurallarının, bazen tanımlamaları değişse de bu alanda da varlıklarını koruduğu görülebilir. Politikacı da programıyla kitlelere bir arzda bulunur ve sunduklarına talep yaratmanın yollarını arar. Siyasette programlar daha geniş kapsamlı ve ’hedef kitleler’ daha karmaşıktır. Politikacı tanıtım - pazarlama çalışmalarına halka götüreceği somut faydalarla başlar, öncelikle insanlara yaşamlarını daha iyiye götürme vaadinde bulunur. Siyasi arenadaki tüm oyuncular aynı şekilde davrandıkları, insanlara iş, aş, güvenlik, eğitim, yüksek yaşam standartları sağlayacakları iddiasıyla yola çıktıkları için, vaad ekseninde ayrışmaları neredeyse imkânsızdır.

Marka kişiliği ayrıştırır

Adaylar ve partiler arasındaki farklılaşma aslında duygusal boyutlarda gerçekleşir. Bu noktada, adayların sahip olduğu dünya görüşü, inanç sistemi, geldiği bölge veya ait olduğu topluluklar önem kazanmaya başlar. Politikacılar, seçmenlerin gözünde sundukları duygusal fayda bazında sınıflanır. Yani işin içine sevme, sayma, yakın bulma eksenleri girmiş olur. Böylece, doğal bir ayıklanma yaşanır.
Tabii süreç burada bitmez. Duygusal değerleri açısından yakın olan adayların arasındaki ayrışma ancak onların ’marka kişiliği’ bazında gerçekleşir. İşin içine adayın karizması ve etkileme gücü girer. Bu basamakta artık seçmenin tercihi kristalize olmaya başlar ve aslında fark etmeden karar tümüyle duygulara dayanarak alınır. Bu yüzden, karar verme sürecinde medyada adayla ilgili çıkan haberler, yakın çevre ve arkadaş tavsiyesi önemli rol oynar.

Seçmenlerin nihai kararlarını belirleyebilmek için adaylar fark yaratma ihtiyacı içine girince tanıtım ve propaganda işini daha örgütlü yapmaları gerektiğini fark ederler ve özellikle seçim dönemlerinde siyasi danışmanlar, reklam ajansları, PR şirketleri sahneye çıkar. Böylece adayın ’imajını’ yönetme süreci başlar. Ancak, bu süreç çoğu kez gerçeklerden kopuk ve yapay bir biçimde, adeta bir laboratuvar ortamında yürütülür. Hatta kampanyalar bazen o kadar yapay olur ki geri teper aday bu kez inandırıcılığını yitirme ve sevilmeme durumuyla karşılaşabilir.

Demirel, müşteri odaklıydı

Siyasi pazarlama son derece dikkatli yapılmalı, doğal ve samimi olmaya özen gösterilmelidir. Türk siyasi tarihinde, ’marka yönetimini’ en başarılı yapan kişilerin başında Demirel gelir. Şapkası, tokalaşması, Çoban Sülü yaklaşımıyla, seçmenine ismiyle hitap etmeye çalışan, onların dünyalarını ve beklentilerini çok iyi analiz eden Demirel’in başarısı ’müşteri - odaklı’ olmasından kaynaklanır.
Aynı şekilde tutarlı bir biçimde mavi gömleği, demli çayı, Türk sigarası içmesi, yerli arabaya binmesiyle bir duruş sergileyen Karaoğlan Ecevit, markasını, Demirel’in aksine asla ’müşteri - odaklı’ olmamak üzerine kurmuştur. Ancak, temel değerleri ve marka kimliği insanlara çok inandırıcı ve güven verici gelmiştir. Bu yüzden, yıllar içinde değişime direnen Ecevit, yozlaşan toplumda ’dürüstlük’ timsali olarak kalabilerek, kendisini seçilebilir kılmıştır. Seçmenine vaad ettiği, sosyal demokrasiyi sağlamasa da, dürüst ’marka kimliğiyle’ yıllarca gücünü koruyabilmiştir.

Özal, tabu olmaktan çıkardı

Siyasi pazarlamayı bir tabu olarak gören Türk siyaset yaşamını en derinden değiştiren kişiyse Özal olmuştur. Yerli ve yabancı danışmanlarıyla, bir Amerikan Başkanı gibi kişisel iletişimini yürüten Özal, İcraatın İçinden programları, altın kalemi, özel çekilmiş havalı fotoğraflarıyla imajını güçlü, halka yakın, dünyaya açık, dahi bir önder olarak konumlamaya çalışmıştır. Aynı yolu seçen Mesut Yılmaz’ın durumunda ’ürün’, ’konumlandırma’ ve ’reklam’ arasında inandırıcı bir bütünsellik yaratılamamıştır. Yılmaz’ın zoraki gülümsediği seçim fotoğrafları bugün bile akıllardadır. Zaten kampanyalar da başarısızlıkla sonuçlanmış, harcamalar boşa gitmiş ve Yılmaz’ın kariyerine yarar değil zarar bile vermiştir.

Son yıllarda, siyasi pazarlamayı mükemmel biçimde yürüten tek parti olan AKP tutarlı, tek sesli ve sürekli bir biçimde ’müşterilerinin’ nabzını tutmayı becerebilmiştir. Ezici bir çoğunlukla iktidara gelmesinin ilk nedeni seçmenine iyi yaşam koşulları vaad etmesi değil, oluşturmuş olduğu marka dünyasının çekiciliğidir. AKP, seçmenlerce kendilerinden birisi, ülkenin temiz yüzü, şımarmayan politikacıların partisi olarak algılanmış, geçmişin kirliği ve yozluğuna karşı bir umut olarak görülmüştür.
Erdoğan’a gelince, doğal avantajı olan uzun boyu, davudi sesi, beden dili, hatiplik becerisi ve politik sahadaki pratiği sayesinde kitleleri etkilemeyi bilen bir politikacı olarak son yılların en güçlü lideri durumundadır. Bunu bildiği için, kendisine olan güveni tamdır, bu da doğal olarak onu çevresindekilere daha çekici kılmakta ve gücünü daha da artırmaktadır.

Ancak, son dönemde Başbakan Erdoğan kendisine fazla güvenen güçlü markaların dönem dönem yaşadığı bir uzaklaşma tavrı göstermekte. ’Müşteri - odaklı’ olmayı pek de ister görünmemekte. Sızlanmalar, karşı görüşler, şikayetler karşısında, kendisine aşırı güvenen markaların tavrıyla eleştirilere büyük tepkiler vermekte.

Marka yönetim yanlışı yaptı

Tayyip Erdoğan, müthiş bir ’marka öyküsü’ne sahip. Ekibi, seçmeni, hatta seçmeyeni bile onun etki alanı içine kolaylıkla giriyor. Ancak, insanlarda yaratmış olduğu hayranlık, beğenilme, imrenilme duygularını koruması için, daha dikkatli ve hoşgörülü olması gerekli. Başbakanlık makamı için bile olsa, bazı kuruluşlardan otobüs, binek otomobil ve benzeri hediyeler talep etmesi ve eşine verilen armağan konusundaki eleştirilere karşı suçlamalarla cevap vermesi kişisel imajına zarar veren tavırlar olarak görülebilir. Özellikle, geçen hafta yaşanan Alman gazeteciye verilen demeç ve sonrasındaki yalanlama, suçlama ve eleştiri gerçek bir marka yönetim yanlışlığıdır.

Aşırı güven uzaklaştırıyor

Tabii ki ’Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın’ da hata yapma hakkı vardır. Beşer şaşar. Ancak, büyüklük hatayı yönetmekten geçer. ’Yanlış söyledim, eksik anlattım, çevirideki nüansı atladım,’ hatta ’söyleşinin bana gelen yazılı metnini yorgunluktan veya vakitsizlikten tam okuyamadım’ cümleleri hatayı kriz olmadan, gayet sakince çözebilirdi. Başarılı markalar suçlamazlar, dinlerler, anlamaya çalışırlar ve en önemlisi hatalarını - bu hiç hoşlarına gitmese de - kabul ederler.
Tayyip Erdoğan markasının zarar görmemesi ulusumuzun çıkarınadır. Bu inanışla, kendisine kimselere nasip olmayan bir hoşgörüyle yaklaşılmaktadır. İktidar partisinin başkanı ve Başbakan olarak herkesten fazlasıyla saygı görmektedir. Ancak ’müşteri - odaklı’ olmak yerine kendi - odaklı olma konusunda ısrar ederse, halktan kopma ve gönüllerden düşme sürecini başlatabilir. Bunu engellemenin yoluysa, eleştirilere açık olmak, danışmanların ve yakın çevrenin esirgeyici rahatlatıcı çemberini kırmak ve gerçekleri kabullenmektir. Her şikayet aslında bir armağandır, büyük markalar bunu iyi bilir. Şikayet eden müşterilerini suçlamak yerine, onlara kulak verenlerse rakiplerini geride bırakmakla kalmayıp, sadık müşterilerinin gönlüne taht kurarlar.


Kaynak: Milliyet Business, 21.02.2005

AKP ve MHP, Doğru Politik Pazarlamanın Ödülünü Aldı

Son genel seçimde bir kez daha gördük ki, seçim kampanyası denen şeyler pek de işe yaramıyor. Seçimlere iki ay kala, apar topar bir ajans seçip, kampanya yapmaktansa, sağlam bir strateji üzerine uzun vadeli iletişim kurmak gerekiyor. MHP, geçen dönemde parlamento dışı kalmasına rağmen, kendisini bir anlamda ana muhalefet partisi konumuna yerleştirerek ülke çapında tüm teşkilatına ulaşmanın yollarını aramıştı.

Seçimlerden önce kendisiyle görüştüğüm MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır, veri-tabanlı çalıştıklarını, araştırmalara önem verdiklerinin altını çizmişti. Aynı şekilde AKP Genel Başkan Yardımcısı Edibe Sözen de yaptığımız bir söyleşide, partisinin çok katmanlı bir biçimde çalıştığını, teşkilatın ve genel merkezin sürekli bir iletişim içinde ülkede ve dünyada olanları izlediğini anlatmıştı. Her iki parti de siyasi pazarlamanın bileşenlerini doğru biçimde kullanarak, oy oranlarını artırmayı başardı.

Buna karşın CHP’nin lideri, kendisinden çok emin tavrıyla, “Nasıl olsa Atatürk bizim, Cumhuriyetçi değerler bizim, bizi zaten bilen bilir” tavrıyla siyasi pazarlama konusunda sınıfta kaldı. Türkiye’nin en büyük ajanslarından birisini seçti, derli toplu, tutarlı ve tek sesli bir iletişim yaptı. Ancak parti üst yönetiminin genel duruşu ve tavrıyla, CHP halkı kucaklamaktan uzak, biraz aksi yüzlü ve bolca eleştirel bir marka olarak kafalara kazındığı için, kampanya etkili olamadı. CHP seçimlerden yaralı olarak çıktı. AKP’nin başarı formülü basitti, aynısını CHP uygulasa o da kazanırdı aslında.

AKP NELERİ DOĞRU YAPTI?

1. Tüm teşkilat ve lider, kazanmaya odaklandı. Yani vizyon ortaktı.

2. Lideri halkın içindeydi, halktan birisiydi, her fırsatta halkla kucaklaşmaya özen gösterdi.

3. Takım ruhu vurgulandı. Teşkilattaki herkes son dönemin moda tabiri olan “word-of- mouth advertising”, yani dost tavsiyesinin önemini bilen bir biçimde, ağızdan ağıza bir efsaneyi anlatmaya çalıştı.

4. Her ne kadar çok ses varsa da, iletişim sürekli ve tutarlı bir biçimde yürütüldü.

5. Bilimsel tabanlı çalışma yapıldı. Gündem yakından takip edildi, hatalar düzeltilmeye ve fırsatlar maksimize edilmeye çalışıldı.

6. “Sathı müdafaa” anlayışıyla, yurt çapında her yaş grubuna ulaşılmaya çalışıldı. Tüm gruplara parti programı ve vizyonu anlatılmaya çalışıldı.

7. Özetle, AKP hızlıydı, esnekti, gücünü verilerden aldı. Sonuçta da gülen o oldu.

En Son Haberler YENİ

CALL FOR CHAPTERS: DEADLINE EXTENDED TO…

CALL FOR CHAPTERS: DEADLINE EXTENDED TO JUNE 9TH, 2017   CONTEMPORARY APPROACHES TO POLITICAL PARTICIPATION

Description For a sound and working de…

Devamını Oku...

Referandum Kampanyaları, Cumartesi Günü…

Referandum Kampanyaları, Cumartesi Günü Başkanlık Referandumu Paneli’nde Tartışılacak

TASAM Siyasal İletişim Enstitüsü tarafın

Devamını Oku...

CALL FOR CHAPTERS: CONTEMPORARY APPROAC…

Description   For a sound and working…

Devamını Oku...

Dünya Medyasında Türkiye İmajı, Yarın İs…

Dünya Medyasında Türkiye İmajı, Yarın İstanbul’da Tartışılacak

TASAM Siyasal İletişim Enstitüsü tarafın

Devamını Oku...

TASAM’dan 8 Yeni Kitap…

“Ülke Markası” İnşasında Kamu Diplomasis…

“Ülke Markası” İnşasında Kamu Diplomasisinin Stratejik Rolü

Doç. Dr. Abdullah ÖZKAN tanbul Ünive

Devamını Oku...

TASAM Yeni Adresine Taşındı…

TASAM Yeni Adresine Taşındı

TASAM, İstanbul Merkez Ofisi Tarihî Yar

Devamını Oku...

Siyasal İletişimde Hikaye yada Strateji:…

Siyasal İletişimde Hikaye yada Strateji:Efsaneler,Gerçekler...

Prof. Dr. Ferruh Uztuğ Türkiye’de siya…

Devamını Oku...

Dünya Görüşü, Varlık Tasavvuru ve Düzen…

Dünya Görüşü, Varlık Tasavvuru ve Düzen Fikri: Medeniyet Kavramına Giriş

  Doç. Dr. İbrahim Kalın “…

Devamını Oku...

Liberalizmin Soy Kütüğü…

Liberalizmin Soy Kütüğü

  Yıldız Teknik Ünv. Sosyoloji B…

Devamını Oku...

Prev
Next
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4

Çok Okunan Makaleler

İngilizce Makaleler…

Seçim Sistemleri…

<!-- /* Font Definitions */ @font…

Devamını Oku...

Sertifikalı Siyasal Eğitim Pro…

Sertifikalı Siyasal Eğitim Programı

“SİYASET OKULU” PROJESİsp; 

Devamını Oku...

“Kamuoyu Oluşturma” ve “Gündem…

Türkiye’de gündem belirleme konusunda ça…

Devamını Oku...

Türkiye'de Seçimler…

<!-- /* Font Definitions */ @font…

Devamını Oku...

Kamuoyu…

KAMUOYU Kamuoyu kavramı, siyaset b…

Devamını Oku...

Siyasal Kültür…

Her siyasal sistemde, toplum üyelerinin…

Devamını Oku...

Siyasal Partiler…

<!-- /* Font Definitions */ @font-fa…

Devamını Oku...

Kadromuz…

Çalışma Konularımız…

 - Küresel süreçte Türk siyasetindeki ge…

Devamını Oku...

Prev
Next
  • 1
  • 2
  • 3